Genel sanatçılar

Sultan Adler

”Kapıkule’ nin Ardındaki Sanatçılarımız” dahilinde olan ”Yurtdışında Yaşayan Sanatçılarımız ” yazı dizisine Almanya’ da yaşayan ve sanatsal çalışmalarına devam eden Sultan Adler ile devam ediyoruz.

Yazı dizisi öncesinde projede yer alan sanatçılarımızın eserlerinin korunması adına yasal uyarıya dikkat edilmesi önemle rica olunur.

Bu yazısı dizisinde kullanılmak üzere Sanatçı Sultan Adler tarafından belirtilen yazı ve görsellerin kullanımı, projemize  telif hakları kanunları kapsamında izin verilmiştir. Bu kapsamda yayınlanan  metin ve görsellerin  herhangi bir yayın organında  kullanımı  izin ve telif haklarına tabidir. 

Türkiye’ de telif hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (”FSEK”) korunmaktadır.

Sultan Adler, Bremen, Solo Sergi

Sultan Adler, 1975 yılında Almanya Bremen`de doğdu, eğitimini Bremen Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde aldı ve 2015 yılında Berlin Weißensee Sanat Üniversitesinde yüksek lisans derecesini tamamladı.

Sultan Adler’in çalışmaları yurt içi,  Almanya’da, Amerika Birleşik Devletleri ile Avusturya’da müzeler ve galerilerde yer aldı.

Sultan Adler, “kartal” figürünü ilk kez babasından harçlık olarak aldığı para üzerindeki figürde keşfetmiştir ve kartal resimleri, aslında, çocukluk dönemindeki bu olayı yansıtmaktadır.

Sultan Adler’ in Kaleminden…

Her şeyin başı yaptığın işi önce ciddiye almak,  disiplinli olmak,  çok çalışmak, daha sonra da yaptığımız işi sorgulayabilmek ve sorgulatabilmektir.  “Sorgulatabilmek”  dâhil hepsi kişinin kendisinin yapabileceği eylemler olmasına karşın “Sorgulanmak” sadece yeterli, doğru ve iyi niyetli kişilerle mümkündür.

Zaman zaman kendimi dışardan bir göz tarafından gözlemlemek, bu gözlemlerden yararlanmak ve doğru kişilerle fikir jimnastiği yapmak için bu yoldaki dürüst ve güvenilir insanları davet eder veya ziyaret ederim.

Atölyemde küratör Rene Block ‘la ve sevgili Hocam Norbert Schwontkowski ile kahve içerken sanatım üzerinde çok konuştuk. Bu çok değerli kişilerle sanatınız hakkında konuşabilmenin çok önemli olduğunu düşünürüm. Bu konuşmaların bana çok önemli katkısı olmuştur.

Türkiye’de sanatçılar arasında bu karşılıklı ve içten konuşabilmek çok da normal seyrinde değildir.  Fark ettim ki; Türkiye’ deki sanatçılarda içten,  samimi ve bir şeyin beklentisinde olmadan, kasmadan ve kendileri ile karşındakini küçük-büyük sanatçı sınıfına dâhil etmeden konuşamıyor. Önemli olan sanat değil mi? Yoksa önemli olan kendilerince oluşturdukları “Büyük Sanatçı” etiketleri mi?

Dr. Rainer Weßling Kaleminden Sultan Adler Resmi üzerine

Yandan genç bir kadın gösterilmektedir. Baş çevrilidir. Bol siyah, stilize dar görünümlü saçları yüzünü gizliyor. Sadece çene bölgesi serbesttir. Elbisenin ince askıları boynuna bağlanır. Çıplak omuzlar ve kollar, boyun ve çene narin ışık gölgesinde modellenmiştir ve görüntünün köşegeni hafif bir ivme ve gençlik canlılığı taşır. Tavrı ve görünüşü kadın zarafet ve çekiciliği temsil eder. Saça ayrıntılı bir düğüme yerleştirilmiştir. Başlığın hafif parlak kısımlarının parıltısında siyah bir toka üzerinde çalışır. Saç, kendi kendine yeten üç boyutlu bir süsleme oluşturur. Belki de tasvir edilen, gözlemci, böylece göz temasını ve özdeşleşmeyi engeller, dikkati üzerine çeker. Sultan Adler erken dönem portresi tüm bireysel özellikleri kaldırır. Aynı zamanda kadını uzaydan ve zamandan alıkoyar. Figürün arka planı tek renkli grimsi-kahverengidir. Dış tanımlama özellikleri tarafından bağlamı gizleyerek karartır ve algıyı yeniden yönlendirilir. İzleyicinin gözü saç salınışı ve elbisenin sahibi için özgürdür. Gözlemcinin bakışları tasvir edilen hakkında bilgi içerebilecek izlere yönlendirilir.

Sadelik ne kadar fazla olursa, arama dürtüsü o kadar güçlü olur. Figür hangi nitelikler ve olası bir olay veya hatta bir hikâye hakkında bir şeyler ortaya koyuyor? Genç kadın birine bakıyor mu? Onun ilişki içinde olduğu nedir? Yüzündeki ifade ne? Bu anda gözlemci tasvire veya anlatıya devam etmeye başlayabilir veya kendi hikayesini resme yansıtır. Resmin derinliği ve figürün plastisitesi, anın somut bağlamında zihinsel bir boşluk açarak yer değiştirir.

Yüzey, konum ve şekil olarak insan vücudu bu resimlerde ve mevcut desende kesin ve net bir şekilde karşılık bulur. Doğrudan, bariz bir mevcudiyetin büyüsünü uyandırır. Her resim yeni bir kompozisyon taşır. Sultan Adler, amaçlarını yeniden işler ve resmin yükselişini derinleştirir. Sanatçı, temsil ve soyutlama arasındaki benzersiz yolunda figüratifliğe yapılan atıf ile değişir ve devam eder ve  sahneler ve görünüşte soyut kompozisyonlar onun kentsel imgelerinde olduğu kadar beden imgelerinde de sabit kalır.

İki kültür arasındaki bir yaşamda Sultan Adler, köklerinin özelliklerini ve özelliklerini yansıtır. ve estetik mevcudiyet üzerinde form üzerinde yerli evler. Dolaylı ve doğrudan o içerir kendini fiziksel görünümünde ve resimdeki zihinsel tasarım potansiyelinde. Tarafından şekillendirilmiştir biçim, benlik imajı ve dışsal yaklaşımlarla farklı kültürel kalıplar ve estetik idealler gözlem, kimlik arayışının son derece şehvetli, atmosferik zengin ve aynı zamanda resmi olarak yansıyan resimler. Görsel etkileri ve yazıtları hatırlayarak figüratif ve dekoratif formlara yaklaşımında açıkça daha özgür hale gelir.

Görüntü alanları, tanınabilirlik ve sapma arasındaki gerilimin uyarıcı kompozisyonudur. Varyasyon, görüntü oluşturma sürecinin açık olduğunu, sanatçıların farklı yaklaşımlar, tutumlar ve bakış açıları tarafından yönlendirildiğini gösterir.

Böylece Sultan Adler’in konturların bulanıklaşması ve bozulması, hafızaya alınmış bir görüntünün ortaya çıkması ve kaybolması arasında bir sarkaç darbesi kişisel ve estetik kimliğin tanınması ve geri çekilmesi arasında görsel bir bulgunun sabitlenmesi ve çözülmesine izin verir.

Dr. Rainer Weßling, 2012

 

Sultan Adler Painting

A young woman is shown from the side. The head is turned. Abundant black, stylized tight looking hair obscures her face. Only the chin area is free. Slender straps of a dress are tied around the neck. Bare shoulders and arms, neck and chin are modeled in delicate chiaroscuro and located in the image’s diagonal convey gentle momentum and youthful vitality. Attitude and appearance of the woman represent grace and attractiveness. The hair is mounted to an elaborate knot. In the shine of light glossy parts of the headdress run on a black clasp. The hair forms into a self-contained three-dimensional ornament. Although or perhaps because the portrayed subducts from the view of the observer, thus preventing eye contact and identification, she draws the attention onto her. In this early portrait Sultan Adler removes all individual features. At the same time she detains the woman from space and time. The background of the figure is a monochrome grayish-brownish surface. By hiding the outer identification features and by fading out the context the perception is redirected. The viewer’s eye is free for the hair nod and the dress holder. The gaze of the observer is forwarded to the traces which could contain information about the portrayed.

The more the reduction, the stronger the impulse to search. Which attributes reveal something about the figure, a possible event or even a story? Does the young woman look at somebody? What is her relation to him? What is the expression on her face? At this moment the observer can start or continue a depiction or a narrative or project his own story onto the painting. The depth of the painting and the plasticity of the figure, the concrete context of the moment are replaced by an open mental space.

The human body as surface, position and shape corresponds in these paintings with precise and present patterns. Which sparks a fascination of a direct, obvious presence. Every painting bears a new composition. Sultan Adler reworks her motives and deepens her formal escalation. The artist varies and continues on her unique path between representation and abstraction on with the reference to figurativeness stays a necessary constant in her body images as well as in her urban sceneries and in the seemingly abstract compositions.

In a life between two cultures Sultan Adler reflects on particularities and peculiarities of her roots and native homes over the form, over the aesthetic presence. Indirectly and directly she includes herself in her physical appearance and in her mental design potential in the picture. Shaped by different cultural patterns and aesthetical ideals, by approaches of form, self-image and external observation she allows her identity search to flow into her extremely sensual, atmospheric rich and at the same time formally reflected paintings. Remembering visual influences and inscriptions she becomes obviously freer in her approach of figurative and ornamental forms.

The images fields prove that the tension between the recognizability and deviation is the stimulus of the composition. The variation indicates that the process of the image making is open, that artists are driven by different approaches, attitudes and perspectives.

Thus, moreover, allows interpreting Sultan Adler’s process of blurring and distorting of contours as a pendulum impact between the appearance and disappearance of a memorized image, between the fixation and resolution of a visual find, between recognition and withdrawal of personal and aesthetic identity.

Dr. Rainer Weßling, 2012

Sultan Adler, kişisel sergi
Dr. Viola Weigel’ in Kaleminden…

Sultan Adler’in eserlerine giriş

22/05/2014  Wilhelmshaven Müzesi Direktörü Dr. Viola Weigel

Türk kökenli Sultan Adler 1975 yılında Bremen (Almanya)’ da doğdu. 2003 yılında sanat eğitimi aldığı Bremen Güzel sanatlar Akademisi’ nde yüksek lisans derecesinde mezun oldu.

Türkiye özellikle İstanbul onun hayatının önemli uydularıdır. Adler, kültürel geçmişini gizlemeyen, bunun yerine her zaman görünür kılan heyecan verici bir yol içinde bunu batı geleneği ile birleştirir. Süsleme, ona bitki formlarının, temalarının ve malzemelerinin çok yönlü kullanımına izin veren bir tür rehberdir.

Sultan Adler’in nasıl açıkça tanımlanabileceği sorusuna değineceğim. Avrupa ve Türk kültürünün etkilerini eserlerinde birlikte sorunsuz, harmanlanmış bir şekilde işler, birleştirir veya ekler. İslam ve Batı kültürü, İslam’ da geçmişin zengin mirası soyut, süslemeli zanaat, tekstil ve mimari gelenek liderliğindeki ve hala etkili olan imge yasağı göz önüne alındığında, birbirine karşıt olarak kabul edildi. Adler’in çalışmalarına bakarsanız, farklılıklarla başa çıkmayı yansıttığı izlenimini elde edersiniz ve – karşıtlardan yeni bir şey yaratır-.

Süs ve figür arasında büyüleyici eser

Önceki izlenimler, son büyük eserlerinden veya serilerinden birini gözlerken rahatlıkla özetlenebilir: Bu “İsimsiz”, 2013, geçen yıldan, 160 x 140 cm boyutları ile daha büyük kâğıt iş eserlere aittir.

Sultan Adler artık kültürler arasında diyalog ortaya çıkaran bir ‘’müdahaleci’’ mi, yoksa ardındaki çatışmaları tanıması muhtemel mi? Adler, doğu ile batı arasındaki ince çizgideki kültürel farklılıkları kabul eder ve onları sorunsuz şekilde bir araya gerektirir. Sınır her zaman resimsel ilişkiyi birlikte düşündürür. Çünkü portrelerde biri diğerinin önüne geçmeden gösterilen nesneler bedensellik ve soyutlamanın kaynaşabileceğinin bir işaretidir. Böylece başka bir şeye dönüşür.

Batı kültür tarihinde aksesuarlara davranışları:
Paul Klee ya da Piet Mondrian kadar soyut sanatın öncülerinden başka biri yoktu. Mondrian daha çok Sultan Adler’di, tabiri caizse, sonrakinin bir parçası kendine has portreleri ve yağlıboyalarıyla başka bir yön katan karakteristik portreler ve yağlı boya bitkiler diyolağa eklendi: Yani; bu dengeli davranışta rahatsız edici perspektifte olan diyaloglar yüzünden günümüzde Islamic ve Avrupa yaşamı arasında sosyo-politik tartışmalar ile süslü, devrimci kazanımlar karşılaştırılmıştır. Bu yüzyıllar önceydi. Bugün, yeni jenerasyon sanatçılar Mariella Moser, Heike Weber gibi…

Sultan Adler deyim yerindeyse gelecek neslin bir parçasıdır ve kendine has portreleri ve yağlıboya bitkileriyle bu diyaloğa başka bir yön daha ekler: yani bu dengeleme eyleminde aynı zamanda İslam ve Avrupa yaşam dünyası arasındaki sosyo-politik tartışmalar diyaloğun rahatsız edici veya zor yönlerinin peşinden gider.

Dr. Viola Weigel, 2014

 

Introduction to the works of Sultan Adler 22/05/2014 by Dr. Viola Weigel, director of the Kunsthalle Wilhelmshaven

Sultan Adler was born 1975 in Bremen (Germany) with turkish roots. In Bremen she completed from 2003 at the Kunstakademie an artistic studies, where she graduated as a master student. Turkey and in particular Istanbul are important satellites in her life. She is an artist who does not hide her cultural background, instead she makes it always visible and combines it with the western tradition of local arts in an exciting way. The ornamental is a kind of guide which allows her its versatile use of plant forms, themes and materials. I will address the question of how Sultan Adler clearly identifiable processes influences of European and Turkish culture in her work, blended together seamlessly merges or adds. Islamic and Western culture were always regarded as opposites, in view of the still effective ban on images in the Islam, the legacy of past a rich abstract, ornamental decorated craft, textile and led architectural tradition. If you look at the work of Adler, you obtain the impression that it reflects dealing with the differences and – creates something new from the opposites. Fascinating work – between ornament and figure The previous impressions can be conveniently summarized while watching one of her recent major works or series: It’s about the paperwork “Untitled”, 2013, from last year, that belongs with 160 x 140 cm to the larger works. Is Sultan Adler now an “interloper” between cultures, allowing a dialogue arising or likely to recognize the conflicts behind it? She accepts the differences, the thin line between east and west and their cultures and adds them together seamlessly. The border is always thought along, involved in the formal pictorial relationship. Because in the portraits or in the bodies shown is a sign that corporeality and abstraction can be fused together, without the one extinguishing the other. Nevertheless, something else happens. For the treatment of the ornament in the western cultural history There was nothing the pioneers of abstract art as Paul Klee or Piet Mondrian were more Sultan Adler is, so to speak, a part of the next generation, that adds another facet with their idiosyncratic portraits and oil plants to this dialog: namely, in this balancing act, also the uncomfortable or pursue difficult aspects of dialogue and thus the current socio-political debates between Islamic and European lifeworld. afraid of than that their revolutionary gains with ornaments were compared. That was a hundred years ago. Today a new generation of artists such as Mariella Moser, Heike Weber.

Sultan Adler is, so to speak, a part of the next generation, that adds another facet with their idiosyncratic portraits and oil plants to this dialog: namely, in this balancing act, also the uncomfortable or pursue difficult aspects of dialogue and thus the current socio-political debates between Islamic and European lifeworld.

 

Sultan Adler, 2013

 

 

 

Gerhard Charles Rump’ ın Kaleminden…

2019

Sultan Adler’in sanatsal çalışmalarında; kartal, birkaç kez yinelenen motiften birini temsil eder. Güçlü, geleneksel ve sembolik olarak yüklü motifleri seçme konusunda güçlü bir sanatsal karaktere sahiptir. Söz konusu olan ister beyaz başlı balık kartalı, ister kaya kartalı – tercihler görkemli kuşun bölgesel yaşam alanına bağlıdır – “Aquila” ailesinin Tür üyeleri benzer özelliklere sahiptir ve buna göre algılanır. Sultan Adler, yırtıcı kuşla sanatsal bir şekilde ilgilenmektedir. Motifi tüm tarihsel aşırı yüklemeleriyle yeniden ilişkilendirir, karakterini yeniden tanımlar, izleyicinin şaşırması ve konuyla ilgili kendi konumunu bulma fırsatı yakalaması Irin yeni yönler ekler. Aktarım yoluyla bu, diğer fikirlerin yeniden değerlendirilmesine ve yeniden tahsis edilmesine yol açabilir. Böylece kartal bir başlangıç noktası haline gelir, havada yükselir, ancak bu sefer bir av olarak değil, kuşun kendisi görsel ve entelektüel bir tartışma nesnesi haline gelir. Tekrarlayan bir başka motif de oryantal halılardır. Sultan Adler’in bu saygın gelenekle büyümesi onun Türkiye kökenli olmasından kaynaklanmaktadır. Halıyı esasen iki şekilde işlemiştir. Bir keresinde halıları resim taşıyıcı olarak kullanmış, kelimenin tam anlamıyla halıları boyamıştır. Tüm izler ve içerikler, yüzeyi değiştiren ve geleneksel ve yeni motiflerin bir kombinasyonuna yol açan akrilikle boyanırken, doku yerinde kalmıştır. Onun halıları her zaman memleket düşleriyle ilişkilidir, onlar her zaman yanına alınmış ve mekan yaratmışlar, bir tür üç boyutlu kıyafetler olmuşlardır. Bu, yeniden değerlendirme, yeni bağlantıların oluşturulması ve estetik ve kültürel bir geleneğin yeniden sahiplenmesi anlamına gelmektedir.

Zaman zaman da bahsedildiği gibi, kartal ve halı farklı boyutlarda ortak bir noktaya sahiptir: Her ikisi de uçabilmektedir. Kartal gerçek hayatta, halı ise masal dünyasında. Ancak kartal aynı zamanda düşünce ve sanatsal ilhamın sembolü olarak yeniden yorumlanarak sembolik ve mecazi olarak uçar. Kartal gibi gözüken, cesur görünen, ilham alan ve hedefi yukarıdan açıkça görebilen bir ilham kaynağı.

Resimlerde belirli bir hanedan estetiğinin bulunduğu inkar edilemez (ve amaçlanmaz). Böylece çalışmalarının çoğu, doğa deneyiminin ve doğanın anlaşılmasının ikonları haline gelir. İzleyiciyi olası bir benlik, kendiliğin olası bir varyantı olarak görmek ve neredeyse kahramanlığa abartmak, günlük hayatımızla başa çıkmak için hepimizin küçük bir kahramanlığa ihtiyacımız olduğunu hatırlatır.

İkincisi, Sultan Adler halı ile merkezi motif olarak çok sayıda resim yaratmıştır. Halının geleneksel rolü, önemli bir günlük nesnenin rolüdür, desenleri kökenlerini ortaya çıkarır, bazıları gizli anlamlara sahiptir, ancak hem kişisel hem de sosyal düzeyde kimlik yaratmada çok önemli işlevi özellikle göze çarpmaktadır.

Sultan Adler, halının kendisi için bir iletişim yolu, içeriği ve hikayeleri ile geride kalan izleri ile düşünmek için bir mekân olduğunu ve aynı zamanda mimari alana, doluluğa, boşluğa, tarihe bir cisim verdiğini söylemektedir. Ayrıca kendi edebi geleneği de bulunduğundan6 kartal gibi, her seviyede tartışmak için çok zorlayıcı bir konudur. Bu nedenle asla mevcut bir halıyı değil, her zaman halı fikrini, özünü görürüz. Bu, bir kültürün kalbini estetik ve kültürel olarak tanımlayan bir geleneğin özünü çıkarmaya eşdeğerdir. Kültürel geçmişini- Türk kökenli- Batı imge gelenekleri ile heyecan verici bir şekilde birleşiyor. Süs şaheseri ile arasından geçen kırmızı bir ipliktir.

 

Fly, Eagle, Fly. Remarks on the paintings of Sultan Adler

In Sultan Adler’s artistic oeuvre the eagle is one of several recurring motifs. It is typical for a strong artistic character to choose a strong, traditional, and symbolically highly charged sub- ject. No matter whether it is the bald-headed eagle or the golden eagle – preferences vary with the regional habitat of the majestic bird – all members of the “aquila”-family possess similar characteristics and are perceived accordingly.

One of their most striking features is the bone arch over the eye, giving them a severe, earnest, and bold expression. This expression is independent of their real mood – it is just a trick our perception plays on us: The eagle looks bold to us as we interpret its features as bold, applying our man-based perception. As humans we do not possess the perceptive system of the “aquila”-family, hence this culturally perpetuated misunderstanding.

The way we see these birds of prey has lead to their being profusely used in heraldry. The coats of arms using eagles (often in black, red, or as double eagles) are countless. For many, the eagle symbolizes strength, determination, leadership, and daring, combining ferocity and nobility, and it has been doing so since Babylon, Ancient Egypt, and Rome, just to name a few civilizations. The eagle is also connected to spirituality, in some cultures embodying the power of the sun, the force of life.

Sultan Adler treats this bird of prey in her own artistic way. She puts the motif, with all its hi- storical burden, in perspective, re-defining its character, adding new aspects, so that the be- holder is in for a surprise and is given ample opportunity to qualify an own position towards the subject, which, by way of transfer, may lead to re-appraisals and repositions of other thought-contents, too. So the eagle becomes a point of departure, it rises to fly, but this time not as a predator – this time it is the bird itself which is an object of visual and mental alter- cation.

The bald-headed eagle sitting on a rock, fixating the beholder with one eye1, is a case in point. It is rendered almost like a dove (its symbolical counterpart), ironically playing on the innocence of its natural drives 2, sitting on top of a little rock or heap, surrounded by a light wood of thin trees in late autumn or winter, suggested by the color scheme and the lacking foliage. The composition is vertical, slightly to the left of the middle axis (which is, nevertheless, accentuated), thus achieving a certain aesthetic tension in the otherwise harmonious, calm image, the head of the bird marking the Golden Section. The eagle rests on a black and red, irregularly shaped field of color, representing an element of gore, the prey.

The fact that the animal is perched on the top of a rock, i. e. in an elevated position, adds to the hieratic character of the image. It is an image reconciling conflicting messages, of “coin- cidentia oppositorum”. This notion, central to the philosophy of Nicholas of Cusa (1401-1464), also refers to the unification of contradictions in God, just as all conflicting elements in this image are unified on the higher level of art.

Another recurring motif is that of the oriental carpet3. Her Turkish upbringing has, of course, brought Sultan Adler in close contact with this venerable tradition. She has treated the carpet mainly in two different ways. Firstly, she has used carpets as image carriers, literally painting on carpets. All traces and all content were painted over using acrylic, thus changing the surface and resulting in a combination of traditional and new motifs, retaining the texture. Carpets have, for her, always been connected with the notion of home, they were taken along all the time and created space, even were a form of 3D clothing.4 This is a re-appraisal, a re-con- textualization and a re-appropriation of an aesthetic and cultural tradition.

The “bird of Jove”, as it is sometimes called, and the carpet share, in different dimensions, something in common: They can fly. The eagle in reality, the carpet in the realm of fairy tales. But the eagle is also flying in a symbolic and metaphoric way, by becoming the ideograph of the flow of thoughts (flying high), and of artistic inspiration. And an inspiration at that, which, like the eagle, is soaring up high and keeps its eyes on the goal from far above.

In so doing, he artist follows a line of isolating the subject, of focussing the core of the motif, and, by taking it out of any situational context, makes the beholder provide a sense by re- contextualization. What seems to be absolutely factual, really is individualized and subjective Sultan Adler, in this way, constructs an aesthetic tension not only on the painted surface, but also in experience.

Undoubtedly the images possess a certain heraldic (intended) aesthetic. Thus many of her works become like icons of the experience of nature and its understanding. Meeting the be- holder as a quasi alter ego, as a possible variant of the self, and the superelevation into the area of the almost heroic, remind us that we all are in need of a little heroism, to be able to cope with our everyday lives.

Secondly, she has painted a large number of images with the carpet as the central motif. The carpet has a traditional role as an important everyday object, its patterns show its origins, some have arcane meanings, but most important is that a carpet also plays a crucial role in the formation of identity, both on a personal and social level.

Sultan Adler says: “I think that a carpet stands for communication. It is a room for thought, with content and narrative, abandoned traces, and it also embodies architectural space, home, fullness, emptiness, history.”5 It also has its literary traditions6 and it is, like the eagle, a for- midable subject to tackle.

In Sultan Adler’s paintings, the carpet appears in a variety of aspects and physical forms (and colors). Folded or rolled like a newspaper (hinting at the messages it may contain), skewed like a bowl of Murano glass, rolled up as for transport or being laid out (“coincidentia oppositorum” again), pleated and creased and distorted – all possibilities present. But it should be noted that the artist never renders an actual traditional pattern. She combines different regionalisms and makes up ornaments of her own. So we never see an existing carpet, but always an idea of a carpet, its essence. This is tantamount to capturing the essence of a tradition, aesthetically and artistically circumscribing the core of a culture.

You may discover cultural influences, and that is as legitimate as it is welcome. Some may think of Alex Katz, others see flashes of Matisse. And that only goes to show that there is a visually realized essential unity in artistic endeavor. Also the distance-situation between beholder and image demands to be perceived. When you are too far away from your subject, you only get a general view, poor in detail. If you come too close, you lose the overview over what you really see. Adler’s images strive to establish a position which will enable the beholder to perceive things at the border of possible comprehension, reflecting on the relations between near and far, and, naturally, on the modalities of determining a position in the environment – and, the- refore, in the world. That is, truly, a very important purpose in art.

Gerhard Charles Rump

 

  • 1 This is a somewhat rare, but not uncommon aesthetic strategy in portraits, notably in British 18th Century painting, like in Sir Joshua Reynolds’ portrait of Thomas Bowlby or, in fact, his famous self-portrait as Rembrandt (1765, Indianapolis Museum of Art; 1780, Royal Academy, London).
  • 2 Predators, when they hit their prey, do not show an “anger face”, but a rather calm expression, rendering their action naturally innocent
  • 3 See the series on oriental carpets by Hans Eitzenberger in “Die Welt” from January 2007 onwards.
  • 4 Sultan Adler in a letter to the author, 2018.
  • 5 Sultan Adler in a letter to the author, 2018.
  • 6 From the Flying Carpet to Roald Dahl’s gate to hell in “The Wish”, Penguin 2012, written earlier.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Basında Sultan Adler 
Sultan Adler, The New York Times, 2017
Weilburger Tageblatt, 2020

 

Posta Gazetesi, 2020

 

Sabah Gazetesi, Hatay 2022

Similar Posts

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: